LinkedIn’de bazen hayat deneyimlerimden, bazen iş hayatı tecrübelerimden bahsediyorum. Hayatla ilgili yazarken hissettiğim o iç ses bazen şöyle diyor: “Burasını da Instagram’a çevirdin, Yasemin.” İş deneyimlerimle ilgili yazarken ise başka bir ses fısıldıyor: “Çok başarılı bir kariyerin mi vardı da yazıyorsun? CEO muydun sanki?”
2020’de LinkedIn’de yazmaya başladığımda hep okuduklarımı paylaşırdım. Kolaydı, çünkü zaten kaynak belliydi. Ama sıra kendi deneyimlerimi yazmaya gelince çekindim, kendimi yeterli görmedim ve sanki ben olmayan bir kalemle yazdım. Buna rağmen bazı yazılarım çok beğenildi, bazıları ise algoritmanın derinliklerinde kaybolup gitti.
Kariyerime gelince, havalı unvanlarım olmadı. Ama birlikte çalıştığım insanlar hep mutlu ve huzurluydu. Çünkü ben her zaman ikinci kişiydim:
- Yönetici değil, ama yöneticinin sağ kolu,
- Direktör değil, ama onun en yakınındaki kişi,
- CEO değil, ama onun dertleştiği kişi…
Devlette çalıştığım 15 yıl boyunca yükselme şansı olmayan bir kadrodaydım. Ve görevde bulunduğum süre boyunca her takdiri ve ödülü kazanamasamda kazandıklarım da oldu. Bana her zaman güvenildi. Eğer bir iş gizlilik gerektiriyorsa, “Bunu kim yapar?” sorusunun cevabı bendim. Eğer bir işin çabuk bitmesi gerekiyorsa, yine adres bendim.
Geçmiş bir işin detaylarına hakim olmak gerekiyorsa ya da kurumsal hafızaya ihtiyaç duyuluyorsa, yine bana gelinirdi.
Ayrıca, yeni bir şey araştırılması ya da karmaşık bir problem çözülmesi gerektiğinde, yine sorumluluk bana verilirdi. Zorlu bir projede kimseye güvenilemiyorsa, bu işin altından Yasemin kalkar denirdi. Herkes bilirdi ki bana verilen iş, ne oldu diye sormadan tamamlanır ve teslim edilirdi.
Hatta o kadar çok şey bana verilirdi ki çoğu zaman diğerlerinin üzerinde bir iş yükü ile çalışırdım. Ve ben bundan rahatsızlık duymazdım.
Bir gün çalıştığım yöneticim, bu yoğun çalışma temposu hakkında bana şöyle bir şey söylemişti: “Seni engelli kadrosundan aldık ama sağlam insanlardan bile daha çok çalışıyorsun.” (Bu da ayrı bir yazının konusu.) Bir başkası da yıllar sonra karşılaştığımızda, “Senin işteki performansından o kadar etkilenmiştim ki sana aşık olmuştum,” demişti. O anı hatırladıkça hâlâ gülümserim.
Bugün çalıştığım işime ilk girdiğimde ekip beni hiç istemedi. “Bu göreve gelen kişinin marketing ve bilgisayar bilgisi olması gerek; bu dinozorun yok!” (dinozoru ben uydurdum :)) dediler. Haklılardı, bilgim yoktu. Ama inanılmaz bir öğrenme azmim vardı. İşi bilenlerden öğrenmek için kaç takla attım, bilemezsiniz. O kadar çok terslendim, reddedildim ki… Yine de vazgeçmedim.
Gece gündüz çalıştım. Marketing, müşteri deneyimi, CRM, sosyal medya, tasarım, Meta reklamları, Google Ads, landing page, funnel... Üniversite sınavına hazırlanır gibi öğrendim. En sonunda ekip pes etti ve bana yardım etmeye başladı. Şimdi kendi aralarında, “Kapıdan kovduk, bacadan girdi,” diye dalga geçiyorlar.
Yıllarca yaptıklarımı önemsiz gördüm. O kadar çok çalışmama rağmen, terfi edemediğim için üzülüp işten ayrıldığım bir dönem oldu. O zamanki İnsan Kaynakları Müdürü’ne çok kırılmıştım. Ve şimdi teşekkür ediyorum. Eğer o terfiyi alsaydım, belki kendimi arama yolculuğuna çıkmayacak, yaptıklarımın ne kadar kıymetli olduğunu fark etmeyecektim.
Bir keresinde yine bir mülakatta İnsan Kaynakları Yöneticisi bana, “Yasemin Hanım, insanlar masanın üzerinden aldıkları bir kâğıt parçasını bile anlatıyorlar. Siz neler yapmışsınız ama bahsetmiyorsunuz,” demişti. Evet, biz X kuşağıyız. Ayıp sayarız kendimizi övmeyi.
Ama artık öğrendim. Kendimi övüyorum. Ve artık iş aramıyorum. Çünkü kendi işimin patronu, kendi yolumun CEO’suyum.
Neden Anlattım Bunları?
Şunu fark ettim: Kendimi hiç “o makamlara” layık görmemişim. Oralarda olmaya veya iyi işler yapmaya inanmamışım. Hazırladığım eğitimlerde bile bir beklentiyle hareket etmedim. Sadece kendi derdime çare ararken, “Nasıl yaparım?” sorusuna cevaplar buldum ve “Belki benim gibi başkaları da yaşıyordur, onlara da ilaç olur,” diye paylaştım.
Bugün geldiğim noktada insanlar benden bu hizmetleri almak istiyorlar. Çünkü artık kendime inanıyorum. Kendime olan inancım, yaptığım işi ve sunduğum hizmetleri daha da güçlendiriyor. İnsanların güvenini kazanmanın ilk adımının, önce kendi potansiyeline inanmak olduğunu öğrendim.
Diyeceğim o ki: Siz yola çıkın, yol kendiliğinden görünür.
Siz Hiç Kendinizi Küçümsediniz mi? Yaptığınız işlerin önemini fark ettiğiniz, o dönüm noktası neydi? Deneyimlerinizi benimle paylaşır mısınız?
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
Her Gün Yürüyüş Yapar mısınız?
🎯 Zihniyet Kavramını Yanlış mı Anladık?

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda
