Okullarda sıkça şu iki öğrenci profiliyle karşılaşırız:
- Akademik olarak güçlü görünen,
- Akademik olarak zorlanan.
Genellikle bu iki grubun çok farklı ihtiyaçları olduğu düşünülür. Biri zorlanmalı, diğeri korunmalı. Biri daha fazlasını yapmalı, diğeri mevcut seviyesinde tutulmalı. Ancak sınıf içi gözlemler ve zihniyet araştırmaları, daha derin bir ortak noktaya işaret ediyor: Her iki grup da zaman zaman düşük performans göstermeye “izin verilen” öğrenciler haline gelebiliyor.
Düşük Performans Her Zaman Yetersizlikten Kaynaklanmaz
Düşük performans çoğu zaman yetenek eksikliği, motivasyon düşüklüğü veya aile desteği azlığı ile açıklanır. Oysa sahada görülen tablo daha karmaşıktır.
Bazı yüksek başarı gösteren öğrenciler:
- Zorlanmak istemez, hata yapmaktan korkar.
- Gerçek anlamda düşünmeyi gerektiren görevlerden kaçınır.
- “Zor görünen ama düşünsel olarak yüzeysel” (çok sayfa okuma, uzun rapor yazma gibi) işleri tercih eder.
Bazı akademik olarak zorlanan öğrenciler ise:
- Kendilerinden beklenenin bu kadar olduğunu düşünür.
- Daha fazlasını denemeyi anlamsız bulur.
- “Ben zaten böyleyim” inancını içselleştirir.
Bu iki farklı profilin ortak noktası şudur: Değişimin mümkün olduğuna dair inanç zayıflamıştır.
Sorun Nerede Başlıyor?
Eğitim ortamlarında bazen istemeden şu mesajlar verilir:
- “Sen zaten başarılısın, zorlamaya gerek yok.”
- “Sen zaten zorlanıyorsun, bu kadarı yeter.”
Bu mesajlar iyi niyetlidir ancak uzun vadede şu sonucu doğurur: Öğrenciler, potansiyellerini zorlamadan da ilerleyebileceklerine inanır. Bu durum, sabit zihniyetin en sessiz hâlidir.
Düşük Performansın Arkasındaki Üç Temel Alan
1️⃣ İnanç: Nöroplastisiteyi Anlamak Öğrenci, çabanın gerçekten fark yaratacağına inanıyor mu? Beynin yeni şeyler öğrendikçe fiziksel olarak değiştiğini bilmek motivasyonu artırır.
2️⃣ Strateji: Nasıl Öğrenileceğini Bilmek Yüksek veya düşük başarı fark etmeksizin, strateji eksikliği performansı düşürür.
- Düşük Başarılı Öğrenci Örneği: Ödeve "staring" (bakma) yapmak yerine, notlar ile problemleri karşılaştırmayı öğrenmek.
- Yüksek Başarılı Öğrenci Örneği: Zaten bildiği 50 soruyu çözmek yerine (zaman kaybı), yapamadığı 5 karmaşık soruya odaklanmayı ve "Neden hata yaptım?" analizi yapmayı öğrenmek.
3️⃣ Yansıtma (Üstbiliş): Süreci Değerlendirmek Öğrenci kendine şu soruları sorabiliyor mu: Nerede zorlandım? Ne işe yaradı? Bir sonraki adımım ne?
Eğitimcinin Rolü ve Sistem Baskısı
Zihniyet odaklı yaklaşımlar şunu netleştirir: Bir eğitimcinin görevi öğrencinin geçmiş performansından etkilenmek değil, bugün ilerlemesini sağlamaktır.
Ancak burada kritik bir not düşmek gerekir: Sınav ve not odaklı sistemler, bazen öğretmenleri ve öğrencileri "güvenli alanda" kalmaya iter. Gerçek bir gelişim kültürü için, "hata yapmanın öğrenmenin bir parçası olduğu" güvenli alanlar yaratılmalıdır.
Sonuç: Okuldan Hayata Taşınan Bir Alışkanlık
Okullarda düşük performansa sessizce izin verildiğinde, zamanla zorlanmaktan kaçınan veya potansiyelini kullanmadığını hisseden yetişkinler ortaya çıkar.
Eğitimde gerçek dönüşüm; öğrencileri etiketlemekle değil, öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini öğretmekle ve ilerlemeyi merkeze almakla mümkündür. Çünkü mesele şudur: Öğrencinin nereden başladığı değil, her gün ne kadar ilerlediği.
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
Ekibiniz Neden Değişmiyor? Etiketlerin Ötesinde Bir Liderlik Bakışı
Bütünlüğü Bozuk Hayatlar Uçmaz

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda


