Kimse acı çekmek için yola çıkmaz. Aksine, çoğumuz hayatımızı acıdan kaçınmak ve "her şeyi doğru yapmak" üzerine kurarız.
Ve yine de… Hepimiz bir noktada kendimizi hiç istemediğimiz bir döngünün içinde buluruz. Aynı ertelemeler, aynı öfke patlamaları, aynı vazgeçişler.
“Bunu neden yine yaptım?”
Genellikle bu soruya kendimizi yargılayarak yaklaşırız: “Demek ki bende bir sorun var, yeterince iradeli değilim.”
Oysa çoğu zaman olan şey bambaşkadır: Masum Hatalar.
Bazı hatalar kötü niyetle yapılmaz. Hatta çoğu zaman “doğru olanı yapmaya çalışırken” ortaya çıkar. Bunlar, farkında olmadan benimsediğimiz kültürel inançların, içsel hakikatimizle çatıştığı anlardır.
İçimizde bir bölünme yaşanır: Bir parçamız “yoruldum” derken, içselleştirilmiş o sert ses “durursan kaybedersin” diye bağırır. İşte kendini sabote etme, tam bu iki sesin çarpıştığı yerde başlar.
Kendini sabote etmek bir düşman değil, bir sinyaldir.
Çoğu insan kendini sabote eden tarafıyla savaşır. Onu irade gücüyle bastırmaya, susturmaya çalışır. Oysa o davranışlar genellikle bir mesaj taşır. Şunu fısıldarlar:
“Bir yerde, kendinle temasını kaybettin.”
Bir düşünceye inandın ama o düşünce senin ruhuna dar geldi. Bedenin ve zihnin bu "dar gelme" haline tepki veriyor.
Küçük anlar, büyük yön değişimleri.
Bazen bu kopuşlar çok küçüktür. Kendine bir bardak su almadığın o an. Bedenin "dinlen" derken zihninin "bitirmen lazım" dediği o saniye. İçsel hakikatinin aleyhine yaptığın her minik seçim, bir sonraki sabote eylemini daha olası hale getirir.
Asıl mesele ne yaptığımız değil, neye inandığımızdır.
Çoğu zaman inandığımız yalanlar kulağa çok erdemli gelir:
- “Her zaman ulaşılabilir olmalıyım.”
- “Şikâyet etmek zayıflıktır.”
- “Başarı sadece çok çalışmaktır.”
Bu kültürel "doğrular" zihnimize kazınmıştır. Ama burada durup sormak her şeyi değiştirir: “Bu düşünce benim için şu anda gerçekten doğru mu? Bunu kesin olarak bilebilir miyim?”
Bu soru zihni susturur ve içindeki o derin, sessiz bilgelik alanını devreye sokar.
Yargı kaçınılmazdır (Özellikle kendi içimizden gelen).
Kültürel varsayımlardan özgürleşmeye başladığında, hem çevrenden hem de kendi iç sesinden tepki alabilirsin: “Bencil mi oluyorum?”, “Hata mı yapıyorum?”
Unutma; özgürleşen biri, kurulu sisteme uymayan biri gibi görünür. Bu yanlış yolda olduğunun değil; aksine, başkalarının doğrularından ayrılıp kendi hakikatine yaklaştığının işaretidir.
Belki de soru şu değil: “Bunu neden yine yaptım?” Belki soru şu: “Hangi düşünce beni kendimden uzaklaştırdı?”
Bir dur. Dinle. Geriye doğru bak. Hakikatin hâlâ orada ve seni geri çağırıyor.
Yeni Yazılardan Haberdar Olun
Mindset ve kişisel gelişim üzerine haftalık içerikler
Bu yazıyı paylaşın
Hepimizin Bir Cehennemi Var (Ve Çoğu Zaman Orada Yaşadığımızı Fark Etmiyoruz)
Haklı Olmanın Sessiz Bedeli

Yasemin Karakaya
Mindset ve ilişki koçu, kişisel gelişim uzmanı ve "Mindset Her Şeydir" kitabının yazarı. Girişimciler ve profesyoneller için dönüşüm koçluğu sunuyor.
Hakkımda


